ÇİKOLATA.. İLK TADIMDA AŞK..

Aklıma çikolata geldiği zaman gözümde iki görsel canlanıyor. Birincisi; çikolata filmindeki esmer tenli hanım efendinin baharatlarla beraber çikolatasını yapması, ikincisi ise Charlie’nin Çikolata Fabrikası filmindeki Charlie’nin, fabrikaya gitmek için kazandığı biletin sevincini yaşaması… Çikolatanın, insanın ağzına bir lokma alındığında verdiği mutluluk, bittiğinde ise verdiği pişmanlık duygusunu tarife gerek yok sanırım. Böyle olmamasına şaşmamalı insan çünkü çikolata ve onun ana maddesi kakao çekirdeklerinin günümüze kadar gelen hikâyesi hiç de azımsanacak gibi olmasa gerek. Öncelikle kakaoyu keşfeden ilk insanların büyük bir saygıyı hak ettiğini düşünüyorum, ya çikolata hiç olmasaydı? Günümüzde, butik çikolata mağazalarında, süpermarketlerde hatta bakkallarda bile kolayca bulabildiğimiz özel yapım ve paketlenmiş çikolataların bu güne geliş hikâyesi nasıldı? Eski çağda yaşayan insanlar şu an çikolataya bu kadar kolay ulaşıldığını bilselerdi ruhlarını tekrar bedenleriyle bütünleştirip bu dünyaya dönmek isterlerdi.

Çikolatanın yağmur ormanlarında başlayıp dünyanın dört bir yanına uzanan yolculuğu…Yanınıza bir parça çikolata (Kocaman bir çikolata paketi de olabilir!) aldıysanız…

 

Kakaonun keşif süresinin ilk basamağında Mayalar var. Temelde Mayalardan önce de keşfedilmiş fakat o zamanlara ait bilgiler günümüze kadar ulaşamamıştır. İnanması güç olsa da Mayaların kakao Tanrıları (Ek Chuah) bile varmış! Neden? Dediğinizi duyar gibiyim… Şöyle ki Mayalar, kakaoyu ilk keşfettiklerinde, bunun Tanrı’nın bir lütfu olduğuna inanmışlar. Buradan da anlaşılacağı üzere kakao; Maya dini yapı taşlarından birini oluşturmuştur. Özellikle devletin ileri gelenlerinin cenaze törenlerinde görkemli bir hediye olarak gelen misafirlere sunulması ona ne kadar önem verildiğinin en büyük göstergesi gibi görünüyor. Mayalar, kakaonun kötü güçleri kovduğuna ve kendilerini kötülüklerden koruduğuna da inandıkları için kakao; onlar için çok kutsal bir hale gelmişti. Aslında şu anda da aynı görevi üstlenerek içimizdeki kötü hisleri kovup yerini mutluluğa bırakmıyor mu? Neyse tekrar o döneme dönecek olursak, kakao aynı zamanda para birimi olarak kullanılmış ve zengin insanların masalarındaki en önemli bir içecek olmuştu. Çünkü meyve ve yiyecek olarak damakta acımsı bir tat bırakması, alkol ve baharatlarla birleştirerek “kakao şarabı” haline getirilip kullanılmasına sebep olmuştur. Tüm bunların yanında birçok hastalığın reçetesi olarak da kullanılmış ve yine dini ayinlerin baş tacı olmuştur.

Kakaonun çikolataya dönüşmeye doğru yol almaya başlaması ise Büyük Aztek lideri Montezuma’nın çikolata sevgisine dayanmaktadır. Bu olay 14.yüzyılın başlarına bizi götürmektedir. Aztekler, çikolatayı şarap olarak içmemiş, alkolsüz sıcak çikolataya benzeyen bir içecek olarak tüketip ve şeker yerine yenibahar, karanfil, karabiber kullanarak baharatlı bir sıcak çikolata elde etmişlerdi.  Çikolata sözcüğünü de Aztek dilinde kakao çekirdeklerinin havanda gürültülü bir şekilde dövülmesinden dolayı “gürültü” anlamına gelen “choco” ve “su” anlamındaki “atle” sözcüklerinden türetmişlerdir.

Bu denli güzel, enerji veren bir içecek tabii ki tartışmalara da sebep olmuştu. Öncelikle kilise, çikolata orucu bozar mı tartışmasına “Bozmaz; çikolata şarap değil!” diyerek cevap vermiş. Fakat çikolatanın afrodizyak etkisi yaratması ve İmparator Moctezuma’nın her gün 50 tas sıcak çikolata içmesi halk tarafından başka bir tartışma konusu olmuş. Ve nihayetinde dini bilginlerinden bazıları çikolatanın haz verdiği, ruhları ve duyguları kızıştırdığını öne sürerek manastırlarda çikolatanın yasaklanmasını istemişler.

Avrupa’nın çikolata ile tanışması ise Klomb’un keşif çalışmaları sırasında gerçekleşmiştir. (Klomb’a teşekkürlerimizi sunuyoruz.) Klomb ve Cortes’in 16. yüzyılda Orta Amerika’da bulundukları dönemde Astek Kralı’nın onlara “Xocoatl” isimli baharatlı sıcak çikolatayı ikram etmesi ve kâşiflerin büyülenmesi üzerine bu içeceğin yapımını Azteklerden öğrenip İspanya’ya taşımışlardır. Ancak onlar da bu lezzete farklı bir yorum katarak, baharatlı değil tatlı şekilde tüketmeye başlamışlar. İngiltere de ise bu içecek katı olarak geliştirilip satılmaya başlanmış ve 17. yüzyılda tüm Avrupa kapılarını sonuna kadar çikolataya açmıştı. Ki bu durumun en büyük göstergesi 1700’lü yıllarda Londra’da 2000 çikolata imalathanesi bulunması olsa gerek..

19.yüzyılın sonu 20. yüzyılın başında; bütün Avrupa ve ABD’de çikolata üretiminin sanayileşmesinde yaşanan büyük patlamanın habercisi olmuştu. 20. yüzyılın başlarına kadar çikolata ham maddesi olan şeker ve kakaonun pahalılığı nedeni ile yalnızca zengin aileler tarafından tüketilebilmiş, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra özellikle Belçika gibi ülkeler 1910′ da 2200 kişiye istihdam sağlamışlar ve bu rakamı daha sonra 1937’de 6180’e çıkarmışlardı. Bu da üretim hacmindeki artışı açıkça gösteren bir gelişme olmuştu.

 

1920’lerde Belçika’da gerçekleştirilen icatlardan biri de, tablet çikolata olmuştu. Tüm Avrupa’da 150 gr’lık çikolata tabletleri en çok satılan ürün haline gelmişti. Belçika, tabletin boyutunu daha sonraları pek çok yabancı üreticinin kullanmaya başlayacağı gramaj büyüklüğü olan 30-45 grama kadar azaltarak, çikolataya tablet şeklini veren ilk ülke olmuştu. Tablet çikolatayı kim sevmez ki? (Bir teşekkür de Callebaut’ a gelsin bizlerden.)

Doksanların sonu ve 21. yüzyılın başı çikolataya yeni bir soluk getirdi. Dünya çapında gitgide artan sayıda tüketici artık, aktif bir şekilde sadece lezzetli değil aynı zamanda sağlıklarına ve bedenlerine bazı işlevsel faydalar taşıyan ürünleri arıyor ve meyveli, kuru yemişli çikolataları tercih ediyorlardı.

Ülkemizde de; popüler olmaya başlayan butik çikolatacılar özellikle Belçika, İsviçre, İspanya, Almanya, Londra’da oldukça yaygınlar. Adımınızı attığınız her iki dükkândan bir tanesi çikolatacı… Bir cadde düşünün ki bir sürü çikolata mağazası var. Tam bir çikolata koması değil mi? Bu kulağa çok hoş geliyor…

Çikolata mutluluktur, en olmadık zamanlarda aklımıza düşer, yani çikolata bir tutkudur. Sevindiğimizde, üzüldüğümüzde bize eşlik eder. Boşuna mı demiş La Rochefoucould “Çikolatayı bütün derinliği ile sevin. Kompleksli ve yalancı bir utangaçlıkla değil… Zira hatırlayınız ki hiç deliliği olmayan bir adam asla akıllı bir adam değildir!..”

Buraya kadar beni sabırla dinlediğiniz için bir çikolatayı… Durun… Durun, Ya da en iyisi siz Büyükada Şekercisi Candy Island’ a uğrayıp ağzınızı tatlandırmayı ve bu tat sayesinde bu muazzam yolculuğa katılmayı hak ettiniz. Hem çikolata yiyelim hem de sohbet edelim…

‘’İçinizdeki çocuğun elinden tutup getirmeyi de ihmal etmeyin…’’

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir